tarafından eklendi tarafından eklendi

Endüstriyel Otomasyon İmalat Sektörlerini Geleceğe Hazırlıyor

Dünya, buharlı makinelerin icadıyla Birinci Endüstri Devrimini oluşturmuş, seri üretim ve elektriğin kullanılmasıyla İkinci Endüstri Devrimi gerçekleştirilmişti. Elektronik ve dijital teknolojiler, seri üretim optimizasyonun bir parçası olduğunda Üçüncü Endüstri Devrimi yaşanmaya başlandı. Bugün, dünya artık Endüstri 4.0’ı yaşıyor, hatta bir sonraki endüstri devriminin temelleri atılıyor ve Toplum 5.0’dan güçlü şekilde bahsediliyor. Günümüzde teknolojinin üretim süreçlerinin her aşamasında kullanıldığı, makinelerin birbiriyle konuştuğu yeni bir sistemin içinde yaşıyoruz. 

İnternet sayesinde makineler arası iletişimin başladığı, insan gücüyle yapılan üretim süreçlerinde robotların devreye girdiği, neredeyse tüm üretim süreçlerinin dijitalleştiği bir dönemdeyiz. Ve bu dönemi Endüstri 4.0 olarak adlandırıyoruz. Bu yeni üretim biçimi ve anlayışını ise sadece teknolojiyle açıklamak mümkün değil. Siber-fiziksel sistemler (üretim sürecindeki türlü araç ve gerece, makinelere eklenmiş sensör ve işleticilerle donanmış, İnternet bağlantılı akıllı elektronik sistemler), Nesnelerin İnterneti ve Büyük Veri gibi birçok farklı kavram ve uygulamaların üretim sistemlerine, dolayısıyla tüm değer zincirine eklenmesiyle ortaya çıkan yeni bir anlayıştan söz ediyoruz. Bunların tümünü kapsayan sektörü ise otomasyon sektörü olarak tanımlıyoruz.

OTOMASYON NEDİR?

Endüstriyel otomasyon; bir fabrikada veya endüstriyel çalışma alanında, insanlarla makineler arasında gerçekleşen iş dağılımı olarak özetlenebilir. Bu tanımı biraz daha genişletecek olursak, endüstriyel çalışma alanlarının temel bileşenleri olan mekanik, matematik, bilgisayar ve elektronik unsurlarının makinelerle insanlar arasında belirlenmiş olan bir görev dağılımı dâhilinde meydana getirilmesi, bunun sonucunda da verimli çalışma ortamının oluşturulması olarak bir tanımlama yapabiliriz. Endüstriyel otomasyon sistemlerinde robotlar, bilgisayarlar ve bilgi teknolojileri gibi önemli kontrol sistemleri öne çıkarken, endüstriyel otomasyonun temel amacı ise üretim aşamasında harcanacak olan insan gücünü ve insan hatasından oluşabilecek üretim kayıpları ve iş kazalarını en aza indirmektedir. Böylece, insani hataların azaltılması ve ürün verimliliğinin en üst seviyeye çıkarılması mümkün olabilir; üretim hızı arttırılabilir. Bir üretim tesisinin sahip olduğu otomasyon seviyesi ise uygulanan insan ve makine gücü varlıklarıyla orantılıdır. Fabrikanın sahip olduğu insan gücü makine gücünden fazlaysa o fabrikanın yarı otomasyona sahip olduğu söylenebilir. Tam tersi durumda, fabrikada bulunan makine gücünün insan gücünden fazla olması durumunda da o fabrikada tam otomasyonun gerçekleştiği çıkarımını yapmak mümkündür. Otomasyon sektörü, genel endüstriden demir çeliğe, petrokimyadan suya, kâğıttan enerjiye, inşaat ve çevre gibi akla gelen tüm sanayi kollarına hizmet eden ve çok geniş bir yelpazeye sahip bir sektör. Bu sektörlerin gelişmesi ise tamamen otomasyon sektörünün gelişimiyle orantılı ilerliyor. Günümüzde artık rekabet ve sürdürülebilir başarı, teknoloji uyumu ve otomasyona dayalı üretimden geçmeye başladı. İnsandan bağımsız, üretim ve sanayi hedefi olan firmalar rekabette öne çıkarken, otomasyona geçişte yurt dışı çözümler, ilk yatırım ve bakım açısından yüksek maliyetleri nedeniyle imalat sektörlerinin otomasyona geçişini zorluyor. Bu nedenle de uzmanlar, yerel çözümler olmadan “Dijital Dönüşüme” uyum ve otomasyon sistemlerinin geliştirilmesinin çok zor olduğunun altını çiziyor.

DÜNYANIN GÜNDEMİ ENDÜSTRİ 4.0

Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin üretim ekosistemini otomasyonla güncelleyerek Endüstri 4.0 çağına uyumlaştırma çabalarının önemi de işte burada yatıyor. Ülkeler ileri teknoloji otomasyon çözümlerini sunacak bir yapılanmaya geçişi teşvik edecek çözümler geliştirirken, diğer yandan küçük ve orta ölçekli şirketlerin piyasadaki rolü de giderek daha fazla önem kazanıyor. Artık küçük şirketler dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzun zaman dilimlerinde yaşayamıyor, küçük şirketler birleşmelerle daha fonksiyonel bir yapıya bürünüyorlar. Devletler de bu birleşmeleri teşvik edici yönlendirmelerde bulunuyor. Çünkü küçük şirketler birbirleriyle rekabet ederken kârlılıkları çok düşüyor, kârlılık düştükçe de ekosistem içerisindeki yaşam süreleri kısalıyor.

Uzmanlar, Türkiye’de de ölçek ekonomisinin giderek önem kazanmaya başladığını, 10 yıl sonrasını planlayamayan şirketlerin üretim ekosisteminden kaybolmaya mahkûm olduklarının altını çiziyor. Bu kapsamda KOBİ tanımlı otomasyon şirketlerinin de ortak hareket ederek inovasyona dayalı ortak projelerle yurt dışı pazarlara açılmaları konusunda kamu desteğine aç oldukları biliniyor.

“ENDÜSTRİ 4.0 DOĞRU ANLAŞILMALI”

Türkiye’de endüstriyel otomasyon konusunda en güçlü sivil toplum kuruluşu olan Endüstriyel Otomasyon Sanayicileri Derneği (ENOSAD) de 72’si yerli ve 35’i çok uluslu toplam 107 üyesiyle birlikte, Türkiye’ye endüstriyel otomasyonu anlatmaya ve Türk sanayisini geleceğin teknoloji odaklı ticaret ekosistemine hazırlamaya devam ediyor. Türkiye’de endüstriyel otomasyon ve Endüstri 4.0 denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan ve ENOSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Hüseyin Halıcı, endüstriyel otomasyonun kamu tarafından özel olarak desteklenmesi gereken bir alan olduğunu vurgularken, dünya ile rekabet edebilmek için otomasyon sektörünün ayrıcalıklı olarak ele alınması gerektiğinin altını çiziyor: “Akıllı fabrikalar, akıllı sistemler yapmamızın hem devlette hem üretim sektöründe sağlayacakları konusunda farkındalık yaratmamız, bilinç oluşturmamız gerekli.” Endüstri 4.0 kavramını ilk kez 2014’te düzenlenen “1. Uluslararası İleri Endüstriyel Otomasyon Kongre ve Sergisi”nde Türkiye kamuoyuna tanıttıklarını, ancak Endüstri 4.0 kavramını kavramaktan öte uygulayan bir ülke olmamız gerektiğini söyleyen Dr. Halıcı, Endüstri 4.0’ın bir devlet politikası olarak ele alınmasının Türkiye imalat sektörünün geleceği için çok önemli olduğunu da ısrarla vurguluyor: “Başlangıç noktası olarak doğru zamanda, yani neredeyse dünya ile aynı zamanda bu konu konuşulmaya başlandı. Bunun avantajını kullanarak doğru adımlar atmalıyız. Bu konuda gereken adımlar atılmaz ve gelişme sağlanmazsa uzun vadede nelerle karşılaşabileceğimiz ve rekabet gücümüzü nasıl kaybedeceğimizi iyi anlamalıyız.”

“MÜHENDİSLİKTE ÇOK İYİYİZ”

Dr. Halıcı, Türkiye’deki endüstriyel otomasyon sektöründe yerli üretim olmakla beraber maalesef istenen çeşitlilikte ürün yelpazesine sahip olunmadığını da söylerken, “Fakat bunun yanında mühendislik ve sistem kurma konusunda gerçekten iyi bir noktada olduğumuzu belirtmek isterim. Bugün itibarıyla sektöre baktığımızda, makine sektöründen başlayarak diğer tüm sektörlerin hepsinde otomasyonun yoğun olarak kullanıldığını ve dünya ile rekabet edecek bir yapıda olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak tek başına otomasyon ihracatı maalesef zor oluyor; bir makine veya hat ile birlikte yapılması gerektiğinden doğrudan bir ihracatımız söz konusu değil” değerlendirmesinde bulunuyor. Türkiye’de her geçen gün artan rekabet koşullarının otomasyon talebini de arttırdığına işaret eden Dr. Halıcı, bununla birlikte Türkiye’deki otomasyon talebiyle ilgili büyük firmalar ve KOBİ’leri ayırmak gerektiğinin altını çiziyor: “Büyük firmalar küresel düzeyde rekabetin ancak otomasyonla olabileceğini çok iyi biliyor ve bununla paralel olarak otomasyon yaklaşımları ve uygulama iştahları da gayet yüksek. Diğer taraftan KOBİ’lerin büyük ya da küresel firmalarla çalışanları için aynı sözleri söyleyebilsek de içeriye dönük üretim yapan ve sermaye sıkıntısı olanlarda bu iştahtan söz edemiyoruz.”

Endüstriyel tesisler, fabrikalar, akıllı binalar başta olmak üzere genel olarak sanayi için otomasyon artık kaçınılmaz. Bu nedenle otomasyon sektörünün iş potansiyeli en yüksek sektör olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak bu potansiyeli değerlendirebilmek için firmaların da hazırlıklı olmaları gerekli. İnsandan bağımsız üretim ve sanayi hedefinde olan firmalar ve bu firmalara proje geliştirerek çözüm sunan şirketler için mühendislik, teknisyenlerin istihdamı giderek daha önemli bir hal alıyor. 

Nitelikli ve gelişen teknolojiye ayak uydurabilen mühendis ve teknisyen bulmak tüm dünyada firmaların en önemli sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Bunun için nitelikli personel bulmak, çalıştırabilmek, faydalanabilmek ve firmada tutabilmek çok ama çok önemli.

Dr. Halıcı, haksız rekabet ve personel sorunlarının çözülmesi halinde, Türk otomasyon sistemleri üreticilerinin Türkiye ve dünya otomasyon sektöründe önemli bir oyuncu olacağına olan inancını dile getirirken, “Bu potansiyel firmalarımızda fazlasıyla mevcut. Ancak sektörümüzde bölünme ne yazık ki çok fazla. Çok fazla küçük ölçekli firma var ve bu durum sektörümüzü olumsuz etkiliyor. Farklı küçük otomasyon şirketlerinin bir araya gelerek daha büyük işlere aday olmalarını sağlamak model olabilir. Bu hedef doğrultusunda birleşmeler yaşanmalı. Çok zor olduğunu biliyoruz, kültürümüze de pek uygun değil. Ancak yine de bir yol bulunmalı ve bunu başarmalıyız” diyor.

KİMİ İŞLER YOK OLURKEN YENİ İŞLER DOĞACAK

Dünyanın en çok yazılım kodu üreten firmalarından olan ve endüstriyel kullanıma dönük profesyonel yazılımlar geliştiren ABD menşeli Autodesk’in Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Andrew Anagnost, geçtiğimiz yıl yayımlanan bir makalesinde, “Otomsayonla iş gücünde yaşanacak değişim” temasını ele almıştı. “Elli yıldan fazla süredir bu soru hep sorulur: Robotlar işimizi elimizden alacak mı? Ancak otomasyonun işimizi elimizden alacağını söyleyen uzmanlar, önemli bir noktayı gözden kaçırıyor” diyerek devam eden Anagnost, “Dünyanın, sahip olduğu insan, sermaye ve kullanılacak malzemeden daha fazla binalara, altyapıya ve ürünlere ihtiyacı var. 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yaklaşık 10 milyar olması ve bu nüfusun yüzde 75’inin büyük şehirlerde yaşaması bekleniyor. Yarısı orta sınıfta yer alacak bu insanlar, daha fazla araba, buzdolabı ya da başka şeyler satın aldıkça, enerji talebi de artacak. Bütün bunlar gezegen ve gezegenin kısıtlı kaynakları için güzel çağrışımlarda bulunmayabilir, ancak çalışmanın geleceğinde, üretim alanındaki artış, bugün kullanılanla aynı hatta daha az kaynak kullanılarak karşılanabilir. Otomatikleştirilmiş bir dünyada teknoloji, verimsizlikleri ve israfı ortadan kaldıracak, böylece daha fazla insan daha fazla proje üzerinde çalışabilecek” değerlendirmesinde bulunuyordu.

Bu, gerçekten de sıklıkla dile getirilen ancak hatalar barındıran bir yaklaşıma en iyi cevaplardan biri olarak gösterilebilir. Robotlar, işimizi elimizden alacak mı? Belki de robotlar, yepyeni iş sahalarının açılmasına ve yeni istihdam alanlarına da önayak olacaklardır! Gelecekte kimi mesleklerin kaybolacağı elbette doğru olabilir, ancak bugünden şekillenmeye başlayan yeni üretim ekosisteminin yeni meslekler ve iş sahaları yaratacağını da unutmamak gerekiyor. Andrew Anagnost, makalesinde bu konuya değinirken, “Robotlar=Yeni İş” başlığını kullanıyor ve “Otomasyon yüzünden günümüzdeki bazı vasıfsız işlerin ortadan kalktığı doğru; ancak bu, iş sıkıntısı olacak anlamına gelmiyor. Bilakis, tam tersi olacak. Örneğin, altyapı talebi arttıkça ve o yeni projeler geliştirildikçe, iş birliği yapan ‘robotları’ (insanlarla birlikte çalışmak ya da etkileşime geçmek için üretilmiş robot, endüstriyel robot) sisteme göre uyarlayacak, imal edecek, çalıştıracak ve bakımını yapacak vasıflı insanlara duyulan ihtiyaç da elbette artacak.

Şirketler bazı görevleri otomatikleştirerek, aynı bütçeyle daha fazla projeyi üstlenebilecek; iş yoğunluğu arttıkça da daha fazla insan çalıştırmak durumunda kalacak. Şunu düşünün: 1967’de otomatik vezne makineleri ilk çıktığında, insanlar hemen banka memurlarının sonunun geldiğini düşünmüşlerdi. Ancak otomatik vezne makineleri 1980’lerde yaygınlaştığında, banka çalışanlarının sayısı arttı ve 2006’da zirve yapana kadar artmaya devam etti. Bankalar, basit para çekme ve mevduat işlemlerini makinelere devrederek müşteri tabanlarını genişletti ve kredi kartları, ev kredisi ve bireysel emeklilik hesapları gibi yeni hizmetler sunmaya başladı. Sonuç olarak, banka memurları daha kazançlı satış pozisyonlarına geçme fırsatı buldu. Yani, otomatik vezne makineleri onların işlerini ellerinden almadı. Tam tersine teknoloji, çalışanların kariyerlerini geliştirmelerine ve daha karmaşık sorunları çözmelerine yardımcı oldu. Otomasyonla birlikte, aynı şey mimarlık, altyapı, inşaat ve imalat sektörlerinde de gerçekleşecek” diyor.

OTOMASYONA GEÇİŞTE DİKKATLİ OLUNMALI

Bununla birlikte, Dr. Halıcı, otomasyon sistemleriyle ilk kez tanışacak firmalara uyarılarda bulunarak, talep edilen ile satın alınan arasındaki farkların iyi anlaşılması gerektiğini de vurguluyor: “Üretim hatlarında otomasyona, özellikle de Endüstri 4.0’a geçmek isteyen sanayi kuruluşlarımızı bilgilendirmek isteriz ki, ‘Geç kaldım, rekabet edemeyeceğim’ düşüncesiyle Endüstri 4.0 adı altında yanlış ve kesinlikle Endüstri 4.0 olmayan yatırımlar yapmasınlar. Çünkü henüz tam anlamıyla Endüstri 4.0 çözümü oluşmuş bir sistem yok. Bu konuda Endüstri 4.0 uygulamalarıyla ilgili danışmanlık ve çözüm sunduklarını iddia eden kişi ve şirketlere dikkat etmeliler. Çünkü beklentilerini karşılama konusunda hayal kırıklığına uğrayabilirler.

Bir başka detay ise, Endüstri 4.0 sürecinde henüz hazır bir çözüm olmadığı gibi, her tesis ve sektörün kendine özgü özellikleriyle orantılı olarak kendine özgü bir çözümü olacaktır. Dolayısıyla, iyi bir analizle her bir fabrika için Endüstri 4.0’a geçiş için durum tespiti yapıldıktan sonra buna uygun çözümler oluşturulmalı. Aksi halde, hazır bir Endüstri 4.0 çözümü olmadığından, iyi bir analiz yapılmadan alınacak çözüm kesinlikle istenilen bir Endüstri 4.0 çözümü ve yatırımı olmayacaktır. Çok önemli bir diğer konu ise ‘Nasıl bir çözüm en uygun Endüstri 4.0 çözümüdür’ sorusudur. Endüstri 4.0 çözümü talep edildiğinde, istenilen çözümün mekanik ve robot, elektrik ve otomasyon, bilişim ve iletişim bileşenlerin tamamının sağlanması durumunda doğru çözüm olacağının bilinmesidir. Bu bileşenlerden birinin eksik olması ve/veya birbiriyle tam uyumlu olarak çalışmaması durumunda doğru çözümle karşı karşıya değilsiniz demektir.”

Yeniden Anagnost’un makalesine dönecek olursak, “Otomasyon iki sonuç doğuracak: Mevcut sektörleri dönüşüme uğratacak ve yepyeni sektörler oluşturacak. Sonuçta, gelecekteki nüfus teknolojik açıdan olağanüstü gelişmiş bir çalışma ortamına uyum sağlamak zorunda kalacak.

Çalışanlar, teknolojiyle bugün olduğundan çok daha fazla etkileşim içinde olacak ve teknolojiye daha fazla zaman ayıracak. Daha genç tasarımcı ve yaratıcı nesiller, önceki nesillere göre teknolojiyle çok daha rahat başa çıkabiliyor. Bu genç nesiller, hızla değişen teknolojiye alışkın ve bir sürümden diğerine yapılan değişikliklere uyum sağlayabiliyorlar. Gelecek yıllarda insanlara daha fazla hizmet sunacak bu tür teknolojiye uyum ve akışkanlık sağlayabilmek, yaratmanın geleceğinin anahtarı olarak da gösterilebilir. Otomasyon, kaçınılmaz bir şekilde, akıllı telefon sektörü ve Nesnelerin İnterneti gibi başka bilgi teknolojileri patlamalarını da beraberinde getirecek.

Ayrıca otomasyon, insanların tam anlamıyla faydalanmasının zor olduğu fırsatlar yaratacak; Çünkü otomatikleştirilmiş makinelerin önden gitmesi, insanların da onları takip etmesi daha kolay. Uzayın endüstrileşmesi ise insanoğlunun muhteşem yeteneklerini gözler önüne seriyor; otomasyon ve robotik teknolojisinin bir gün muazzam bir noktaya geleceğini ve bize bambaşka, yepyeni sektörlerin ortaya çıkacağını müjdeliyor.

Bu süreçte insanlar sadece robotları yapmak ve onların bakımını gerçekleştirmek zorunda kalmayacak, ayrıca projeleri planlamak ve koordine etmek de insanların görevi olmaya devam edecek. Yaratmanın geleceğinde ne saklı olursa olsun, otomasyon yepyeni bir fırsatlar dünyasının kapılarını açacak. Çalışanlara da, ‘cobot’ iş arkadaşlarıyla yan yana durmaya alışmak kalıyor.”

“ENDÜSTRİ 4.0’IN TEMELİNDE İNSAN VAR”

Benzer bir yaklaşımı, Dr. Halıcı’nın sözlerinde de izleyebiliyoruz. “Konu sadece teknik değil aynı zamanda sosyoekonomiktir ve siyasi sonuçları da mevcuttur” diyen Dr. Halıcı, Türkiye gibi emek yoğun ülkelerde üretimde Endüstri 4.0’a geçiş sürecinde mutlaka dikkat edilmesi gereken noktalar olduğunu vurgularken, “Öncelikle bu konuda kamu, özel sektör, üniversiteler ve STK’ların bir araya gelerek çözüm oluşturmaları gerekiyor. Çünkü dijitalleşme ve Endüstri 4.0’ın temelinde insan vardır.

Fiziksel çalışmadan zihinsel çalışmaya geçerken kamunun, STK’ların, özel sektörün ve eğitim sistemimizin ortaklaşa ve aynı anda baştan sona yürütecekleri bir strateji ve icraat olmalıdır” diyor.

E-Posta Listesine Kaydolun

Dr. Halıcı'nın yazıları, seminer ve konferanslarından haberdar olun.

Başarıyla Kaydoldunuz!

Share This